3 Ocak 2012 Salı

Sosyal öğrenme ya da öğrenememe işte bütün mesele BU ! işte bununla ilgili bir makale...

İzmir’de Lise Öğrencilerinde Sigara  içme Sıklığı ve içicilik Davranışı Üzerine Sosyal Öğrenmenin Etkisi

İzmir'deki İnönü ve Balçova Lisesi öğrencilerinde yapılan bazı araşltırmalara göre yüksek eğitim seviyesine sahip ailelerden gelen 15-16 yaşlarındaki gençlerin sigara içme eğilimlerinin ailenin çalışma durumuna, ailede sigara içenlerin olma durumuna, öğretmenlerinin içme durumuna, arkadaşlarının ve hayran olduğu kişilerin içme durumlarına göre sigara içme eğilimlerinin arttığı, genç yaşlarda bayanlarda içicilik oranı yüksekken ilerleryen yaşlarda erkeklerin içicilik oranının daha fazla olduğuna ilişkin araştırma sonuçları ekteki makalede detaylı bir şekilde incelenmiştir.

 http://toraks.dergisi.org/text.php3?id=505 

Aralık 2006, Cilt 7, Sayı 3, Sayfa(lar) 190-195

İzmir'de Lise Öğrencilerinde Sigara İçme Sıklığı ve İçicilik Davranışı Üzerine Sosyal Öğrenmenin Etkisi Pembe Keskinoğlu1, Nuriye Karakuş1, Metin Pıçakçıefe2, Hatice Giray1, Nurcan Bilgiç3, Bülent Kılıç1




Edimsel koşullanmışlıklar :)

http://www.youtube.com/watch?v=5so1E4eYfTs

5 Aralık 2011 Pazartesi

Şartlandırılmış hayatlar

Dersten sonra eve geldim akşam yemeğinden önce her hafta olduğu gibi bu haftada ev halkına derste neler konuştuk onlardan bahsetmek üzere sözüme başladım. Pavlovun köpeği... zil çaldı... pavlovun köpeğinin salyaları... telefon çaldı... salyalardan sindirim sistemi ile ilgili bir deney yapmak için faydalanıyorlarmış... annem odadan çıktı. sonra zil çalıp et vermişler, babam odadan gitti, zili 75 tınılık çalınca ya da 50 -100 lük çalınca bişey farketmemiş... Ersan geldi.. o zaman baştan başlayım; Pavluvun köpeği... babam geldi.. sonra annem. Tamam herkes burada olduğuna göre tekrar en baştan başlıyorum lütfen artık dinleyin...

Babam güldü ve bana dedi ki sen de pavlovun köpeği gibisin kendini anlatmaya şartlandırmışsın... Evet gerçekten de her hafta yaptığım gibi bu hafta da anlatmak istedim ama pek çok sebepten dolayı konu bölündü, gelenler gidenler konu havada kaldı ve ben azimle herkesin dinlemesi için tekrar tekrar baştan başlayarak anlatmaya çalışıyordum =)

Günlük hayatımızda şartlı refleks haline getirdiğimiz davranışlarımız çok mu az ???  




20 Kasım 2011 Pazar

Kişilik Gelişim Kuramı

Bu dersin sonunda ''Teşekkürler Erikson'' diye bir tepki verdim,ders notlarını bir kez daha okuduğumda eriksonun kuramının bende uyandırdığı düşünceler yine değişmedi. Tüm gelişim evrelerini krizler olarak ifade etmişti. Atlatabildiğimizde mutlu olumlu bir kişilik geliştirmeye devam ediyorduk, atlatamadığımızda ise bu temelde var olan bir sorun olarak bizi takip ediyordu ta ki çözüleceği güne gelene kadar. Erikson bu sorunların benliğimizde yarattığı problemlerden, eksikliklerden asla umutsuz değildi bunları bir gün aşabilirdik bu kuramın en güzel yanı da bu sanırım, çok mutsuz bir hayat geçirdik olumsuzluklarla da dolu olsa yaşlılığımızda hasta ihtiyar ölümü beklerken bir kaç güzel söz ile olumlu şeyler düşünebileceğimize ve tamamen değişebileceğimize inanmıştı :) ergenliğini problemsiz, sakin ve mutlu atlatan bir birey olarak genç yetişkin evremdeyim, ve ilerde yaşlılık evremde babamın bir kopyası olacağıma eminim. Babam emekli öğrtemen. emekli olduğu ilk günden beri bugün ne iş yapıcam, çok sıkıldım, çok mutsuzum... gibi olumsuz tek bir kelime bile duymadım kendisinden o her zaman üretkendi ve emekliliğinden sonra da üretmeye devam etti. Kendisini ve çevresindekileri mutlu edicek işler yaptı. Bir işi yapıp bitirmek için değil de sanki keyif almak için adeta bir hobi gibi yapıyor. Evet evet yaşlılığımda da babam gibi olmak istiyorum. Erikson için de ideal tüm kriz evrelerini başarılıkla atlatmış bir örnek birey...

Teşekkürler Erikson ;)

14 Kasım 2011 Pazartesi

Ahlak Gelişimi

Küçükken dur çocum yapma ayıp... Aaa ne terbiyesiz çocuk... Aaaa bak ne yaramaz çocuk...

Bu yaklaşımların, tepkilerin bu ders sonucunda ne kadar yanlış olduğunu anladım.

Henüz ahlaki gelişimini tamamlayan bir bireydi belki bunları yapanlar ya da arkadaşının arabasıyla oynayabilmek için ona iyi davranan, azar işitmemek için yalan söyleyen, dikkatleri çekmek için bize göre olması gerekenden farklı davranan bir bireydi...

Ahlaki gelişim öyle bir süreç ki sonucunda her bireyin birbirinden ayrılmasını sağlayan nüanslar yaratan adeta kişiye özgü gen dizisi gibi...

3 Kasım 2011 Perşembe

Dil Gelişimi (İlk Gramer Evresi)


 
Gramer kurallarına uygun konuşma dönemi, 3-6 yaş dönemini kapsar. 3-4 yaş çocuğunun kelime hazinesi gelişir. Yeni sözcükler öğrenirken, bildiği sözcükleri daha esnek kullanır. Ana dilinin temel yapılarını öğrenir. Kendini rahatça ifade eder. Dil kullanımı çok yönlü olup duygularını, düşüncelerini ilişkilerini anlatır. Fısıldamayı öğrenir. Hayali oyunda dil kullanır. Çocuk, kendine dönük açıklamalar yaparak benmerkezci konuşma sergiler. Söz diziminde özne, nesne ve yüklem arasındaki fonksiyonel ilişkileri anlar. Çekim kurallarının görülmeye başladığı dönemdir. Çocuk geçmiş, şimdiki ve geniş zaman eklerini kullanır. Çocuk önce “Kedi içer.” derken şimdi “Kedi içiyor.” şeklinde kullanır. “ Nerede, ne zaman?” 3 yaş civarında olan çocuklar ne, kim? sorularını genişletirler. Yetişkinlerin kullandığı soru formlarındaki cümleleri, 4 yaşlarında üretmeye başlarlar.


Ayşenur 3.5 yaşında, kuzenimin kızı. Ayşenur Sivas'ta yaşıyor, 1 kardeşi var. 

Ayşenur ile en son yazın Temmuz ayında görüşmüştüm daha telefonla konuşmayı çok seviyor ve genelde telefonla arayacağı kişi anneannesinden sonra ben oluyorum :) Çok vefalı, düşünceli, hassas ve gelişimi çok hızlı ilerleyen bir çocuk. Haftada en az bir kez telefonla görüşüyoruz, interneti de öğrendi sürekli msnden görüntülü konuşma yapmak istiyor ama tüm gün ya da tüm akşamı onunla geçirmenizi bekliyor :) o nedenle internetle görüşmeyi haftada 1 kez'e indirdik.

En son yaptığımız telefon görüşmesinde annem düğünümden sonra sivasa gitmişti ve Ayşenur'da kalıyordu :) Konuşmamız şöyle gelişti:

''Özge abla nasılsın?'' Cümle tam, devrik değil. Gramere uygun.

''Sen gelin mi oldun benim gelinliğimi mi giydin?''  Soru cümlesi kurabiliyor, ben merkezci herseyi sahipleniyor, (Burada Ayşenur düğünüme gelmeyi çok istiyordu ancak gelemediler ve annesi onu şöyle kandırmış: Kızım şimdi biz gidersek Özge ablan ne giyicek? En iyisi senin gelinliğini ona gönderelim o gelin olsun sonra biz onun yanına gideriz... demiş =) Ondan Ayşenur da bana bu soruyu sormuş ben bunu konuşmamız sırasnda anlayamadığım için annesi daha sonra açıkladı.

‘’Anneni özledin mi? Söyleyim senin yanina gelsin.’’ Empati kuruyor, yaptırımı var.

‘’Bizim tavuklar bıdıkladı (yumurtladı) halamlar gitti aldi getirdi ben de yedim.’’ Kompleks cümle yapısı kuruyor. Çocuksu konusma biçimi devam ediyor.

‘’Kardeşim berranur sürekli ağlıyor, ben de onu öpüp sus diyorum.’’ annesini taklit ediyor.

 

31 Ekim 2011 Pazartesi

Bilişsel Gelişim Kuramları


Bu hafta Piaget, Bruner ve Vygostky'nin Bilişsel Gelişim Kuramlarını inceledik. Bu kuramlar ışığında artık çevremde sürekli konuşan ne dediği anlaşılmayan bana göre gereksiz ama kendi dünyalarında çok önemli olan eylemler yapan çocuklara olan bakış açımı değiştirdim.

Geçtiğimiz ay bulunduğum bir ortamda farklı kültürlerden, farklı ülkelerden gelen çocukların hep birlikte oynadıkları bir oyunu izlemiştim. Çocukların hepsi farklı dil konuşuyordu; türkçe, almanca, ingilizce, fransızca vs... ama o kadar uyumlu bir oyun sürüyordu ki aralarında onların farklı dili konuştuğunu ancak 10-15dk sonra farkedebildim. Hepsi aynı anda konuşmaya başladı ve birisi koşarken diğeri zıt yöne koşuyordu, öbürü oturuyordu, öbürü havaya bakıyordu ve farkettim ki aslında onlar birlikte oyun oynamıyor... Tabi o zamanlar bu ders hakkında en küçük bir bilgim olmadığı için çocukların yaptığı şeylere anlam verememiştim ama şimdi anlıyorum ki onlar aslında beraber oyun oynamıyordu Analog yapıyorlardı.

Elimizde olmayan sürekli düzeltme eğiliminde olduğumuz saplantılı yaptırımların çocuklar üzerinde neden uygulanmaması gerektiğini ve neden herkesin farklı doğruları olduğunu anladım. Bugünden sonra artık ben birisiyle özellikle de bir çocukla iletişim kurarken artık ona kesin hatları olan ve her zaman gerçekler ışığında yaşayan ve buna uygun davranan birisi olmasını bekleyemem. Piaget, Bruner ve Vygostky'nin kuramları bana ''Genetik Şifre'' kavramını hatırlattı. Hepimizin bir şemasının olması ve bunun üzerine kurduğumuz bir hayat... Herkesin şeması farklı tıpkı gen dizimiz gibi...